1936 Çorum Osmancık'ta dünyaya gelen Ömer Derindere,başarılı bir ticaret hayatının içinde yoğrulmuş gençliğinin tüm enerjisini aktardığı ve bugün için otomotiv sektörünün çınarlarından biri haline gelen Derindere Otomotiv'in kurucusu olarak sektördeki 40. yılını ticaret hayatındaki 60. yılını tamamladı.Yarıda bıraktığı eğitim hayatını asla unutmayan, yüzlerce gence eğitim bursları veren,okul kazandıran ve yakın zamanda eğitime yaptığı katkılardan ötürü T.B.M.M. Üstün Hizmet Ödülü'ne layık görülen Ömer Derindere ile hayatını, ailesini ve kendi elleriyle bugüne kadar getirdiği ve büyüttüğü şirketlerini konuştuk.
Çocukluğu Osmancık'ta geçen Ömer Derindere'nin otomotivle tanışması aslında daha eskilerde, 11-12 yaşlarında iken gerçekleşir.
"Ben çocukken komşularımızın kamyonu vardı.Garajlarında kamyonunu yıkarlar,temizlerlerdi.Sonra da ayarlarını yaparlar ve tecrübe ederlerdi.Biz de o esnada kamyona dolardık.Oradan alışmış olduk kamyona binmeyi. Hususi otomobil ise sadece bizdeydi. Bizden birkaç sene sonra kaymakama Land Rover gelmişti."
Babasının çeltik arazileri vardır. Durumları biraz iyicedir.Sahip oldukları otomobil ise çevre halkının adeta kurtarıcısıdır.
"Osmancık'ta hastane yoktu.Gecenin bir vakti kapı çalar, gelen komşularımız .Doğum için Çorum'a gidilmesi gerekirdi.Biz de götürürdük."
13-14 yaşlarında araba kullanmaya başlayan Ömer Derindere, yolun olmadığı hatta kendi tabiri ile "keçi yolu" denecek Obruk köyü yollunda babasının çeltik tarlalarına götürüldüğünü dile getiriyor.Ve diyor ki "Babam hakikaten çok cesaretli adammış.Uçurumların kenarında yolculuk ediyorduk."
1949 senesinde Osmancık'ta ortaokul olmadığı için Çorum'a gitmek zorunda kalır.Ama üç ay sonra Osmancık'a da ortaokul açılır ve geri dönerek iki sene okur."daha sonra ortaokula Samsunda devam eder.Üç senede Samsunda okur."Samsun'da ki dükkanımızda Osmancık'ta ürettiğimiz pirinçleri ve toptan gıda maddeleri satardık.Başında da eniştem duruyordu.Dükkanda çalışmaya epey alıştım. 1956 yılının sonlarında askere gittim. 1958'in başında döndüm. 1965 senesinde dükkanın bilançosunu çıkardım.Bir de baktım ki ,bizim dükkan 67.000 Lira zararda. Ben de hesapları alıp Osmancık'a , babamın yanına gittim. Durumu anlattım ama bana inanmadı. Çünkü hala işliyor, müşteriler gelip gidiyor. O sıralarda eniştem bir ev yaptırıyor,işleri boşlamış.Veresiye alıp,peşin satmaya başlamış. En sonunda babam ikna oldu ve dükkanı bana bıraktı. Ve bana 35.000 Lira taze para verdi ve "Al bu parayı , ne istersen yap, ister dükkanı çekip çevir,istersen de ev yaptır, ye iç .Ama eğer dükkanı kurtarırsan bundan sonraki hayatında sana hep yardımcı olurum."dedi.
Eksik sermaye ile işe başlayan Ömer Derindere, kısa sürede işleri yoluna koymaya başlar.Öncelikle fazla kar bırakmayan kalemlerin satışını bırakır. Çeşidini azaltır ama sattığı malların kalitesine çok önem verir.Gemliğe zeytin almaya gittiği bir seferinde satıcının salamurada havuzda beklettiği zeytinleri görür ve Samsuna dönüp deposuna 5 tonluk bir havuz yaptırır.Böylece siparişlerini havuzuna çektirerek fireyi önler.Komşusundaki zeytinler yumuşamışken Ömer Derindere pırıl pırıl zeytinler satar. Havuzunu da beş sene boyunca çevresindeki esnaftan gizlemeyi başarır. İki sene sonra Adana'dan Ali Emeksiz ve Oğulları kollektif şirketinden pamuk yağı bayiliği teklifi alır.
Bu işi çevirecek yeterli sermayesi olmadığı halde kalkıp Adana'ya gider, yağ bayiliğini konsinye satmak şartı ile alır. Aradan 5-6 ay geçer yeni mahsul pamuk çıkar , o sene pamuk çok boldur.Her gün fabrika daha çok satmak için zorlar." Bir defasında otobüsle Ankara'ya oradan da Adana'ya gittim. O zamanlar Adana'ya direk otobüs yok. Garajdan bir tanıdık kamyoncu buldum. Akşam yağı kamyona yükledik.Arabayı hiç durdurmadık biraz şoför biraz ben kullandım.Sabaha kadar Çoruma geldik. Çorumda esnafı dolaştım, bir kamyon yağı Samsun'da üç gün satamazken 2 saatte bir kamyon yağı Samsun da sattığım fiyata sattım. Ertesi hafta yine Adana'dan bir kamyon yağ aldım.Bu sefer yağları Amasya'ya getirdim ve iki saatte sattım. Daha ertesi hafta gittim bir kamyon daha yağ aldım bunu da Merzifon Havza Kavakta sattım. Kendim düşündüm, nasıl oldu da bu malları satabiliyorum ben diye. O zamanlar bu bölgenin esnafı yağını Samsun'dan alır memleketine kadar kilo başı 5 kuruş kira verir, tenekeler dükkana gidene kadar akar, kokar, zayii olur, halbuki ben ayaklarına yağ götürdüğüm için yağ kirasından kurtulur, tenekeli yağları fabrikadan yeni çıkmış gibi gıcır gıcır dükkanına koyar dolayısı ile hem kiloda 5 kuruş kiradan kazancı olur hem zaiyattan kurtulur, hem de ihtiyacı kadar yağ alırdı. Aslında ben o zamanlar hiç bilmeden yağ dağıtım pazarlamasına başlamışım haberim yok. Böyle olunca Samsun'daki yağı satan benden 20 misli zengin bayilerin müşterilerine de yağı ben vermeye başladım. Kalktım Adana'ya tekrar gittim bu pazarlama işimi Mustafa Emeksiz'e anlattım.Kamyon alacağımı, giderken yağları yolda satacağımı izah ettim, çok iyi karşıladı. Kamyon peşinatının yarısını ondan alarak %30 peşinle bir kamyon aldım. Osmancıktan bir kamyon pirinç alıyorum bunu Adana ve Mersinde satıyorum.Kamyondan pirinç kirası olarak aldığım arabanın Samsun dan Adana'ya geliş gidiş masrafını karşılıyor. Pirinçten aldığım 3-5 kuruşta ilave bir kazanç oluyor. Ama bu ara bende haftalarca eve uğramadığım oluyor. Zaten yollarda bir kamyon pirinci satıp gelirken de bir kamyon yağı sattığım zaman 3-4 gün aç ve uykusuzda kalsam da işi başarmanın heyecanından bütün yorgunluğum gidiyor.İki sene içerisinde birde baktım ki kamyonum üç tane olmuş. Samsun da yağ piyasası Derindere'den açılıp kapanıyor. İşler iyi gidiyor. O arada kamyonları bir sene kullanınca satıp yenisini alıyorum. Zaten bir sene içerisinde de kamyonun , pirincin ve yağın kazancı kamyonun borcunu ödüyor. Kamyonu neye satarsam kara kalıyor. O zamanlar Emeksiz'in yağı yetmediği için Çukurovada Çukobirlik dahil 5 fabrikadan daha yağ almaya başladım. Hiçbir fabrika benden para sormuyor. İtibar yükseldi, kredi arttı, paramda çoğaldı. "
"Samsunda ufak bir galeri açtım. Ankara ve İstanbul piyasalarında yeni kamyon alıp sıfır km satmaya başladım.Peşin alıp vadeli satıyorum. Kamyon satışından aldığım senetleri Adana'da yağcılara veriyorum.İş iyice düzeldi. Adana'ya gittiğimde yağcılar beni ayakta karşılıyor. Bir seferinde bir tanıdığım sıfır km Ford kamyon getirdi ve İstanbul fiyatından da %2 ucuz verdi.Bir kaç defa araba aldım ve bu arabaları nerden aldığını sordum, bana kendisinin Samsun'da Ömer İnönü'nün Turhal'dan çıkardığı madenleri gemiye yüklediğini, her 15 günde İstanbul'a gidip yüklemenin hesabını Ömer İnönü'ye verdiğini ve Ömer İnönü'nün de Rahmi Koç'un arkadaşı olduğunu, her gitmesinde Ford bayisi Standart Belde'den ona bir kamyon aldığını söyledi. Bende ona dedim ki sen acele Ömer İnönü ile konuş bize bir Ford bayiliği alsın, sermaye benden , kar ortak çalışalım dedim. 1 hafta sonra İstanbul'a gittik. Samsun ve bölgesinde Ford bayilik yeri olmadığı için Standart Belde'de bize Antakya Ford bayiliğini verdi.Kendileri ile 10 sene çalıştım 10 sene sonra o Ford bayiliğini kardeşlerime devrettim.Kardeşlerim bir 10 sene daha devam ettiler. Yağ bayiliğine başladığımdan 2 sene sonra şoförlerimi kamyonlarıma ortak ettim.Ben hiç yola gitmeden şoförlerim benim kurduğum yağ dağıtım düzenini uzun süre devam ettirdiler.Allah hepsinden razı olsun ve rahmet eylesin, Ömer İnönü ile çalışmaya başladığım senelerde dostluğumuz ilerledi.Ankara Pembe köşkler, İstanbul Maçka köşkünde defalarca yemek yedik, hatta bir seferinde Ankara Pembe Köşkte Sayın İsmet İnönünü'nde misafiri oldum ve hatta seneler sonra o köşkte rahmetli İsmet İnönü'nün de cenaze merasimine protokolden iştirak ettim"
"O zamanlar Sirkeci otomotiv sektörünün kalbi idi.Sirkecide tanıdığım Sait Başbuğ aracılığı ile Aydın Doğan ile İstanbul da tanıştım ve kendileri ile uzun seneler ticaret yaptım, hala o ticarete doyamadım. Hatta bir seferinde Aydın Doğan bey bana İstanbul'a gelmemi, ortak araba işi yapmayı önerdi.Kardeşlerim ile olan aile geçimsizliğinden dolayı kabul edemedim.Keşke o zaman onlarla ortaklık kurabilseydim.Onlar otomotivin duayenleri idi.Onların yanında iki sene kalıp İstanbul piyasasını iyice öğrenebilseydim iyi olurdu işlerin en karlı olduğu dönemde İstanbul'a gelmiş olacaktım."
1979'da kardeşlerimden ayrıldım, bayilikler ve gıda işi kardeşlerime kaldı. Bana da 15 dönüm evimin arsası ile dükkan kaldı.
1980 İhtilali işlerini bozar Ömer Derindere'nin. Birkaç sene boyunca inşaat işleriyle uğraşır ve eski sermayesini tekrar toplamayı başarır. 1984 senesine gelindiğinde Ömer Derindere için yeni bir dönem başlayacak, Toyota'nın Samsun bayiliğini alacaktır.Ancak ayda tek araç satışı ile geçecektir bir süre.
"Bir ay sadece üç araç satabilmiştim. Kendi kendime 'Eğer bir araç daha satarsam kurban keseceğim.' diye ahdetmiştim. Bir saat sonra biri geldi ve bir araç aldı."
Tam o sırada yaşlı bir adam elinde bir koç ile dükkanın önünden geçmektedir. Hemen pazarlık yapılır, tokalaşılır ve koç kesilir.
"Ertesi ay yine iyi satış yaptık ve yine kurban kestik. O zamandan beri her ay kurban kestim. Şu an iki adet Samsun'da, iki adet de İstanbul'da olmak üzere her sene dört büyükbaş kurban kesiyoruz ve personelimize dağıtıyoruz. Bu adetimiz işte o zamandan kalmadır."
1988 yılı Ömer Derindere için çok önemli bir yıldır. Toksan'ın, Orman İşletmeleri ve Türkiye Elektrik Kurumu için aldığı , çoğunluğu arazili çift kabin pick-up olan 70 civarı araç iki yıldır satılamadığı için arazide yatmaktadır. Hepsi 1986 model olan bu araçları satabileceğinden emin olan Ömer Derindere İstanbul Toyota'ya gider.Genel müdürleri bay Damhi'ye 70 tane arabanın tamamını ister.O anda firmaya da 80 adet teminatsız günü gelecek vasıta borcu vardır. 70 adet araba ile birlikte toplam 150 araç borcu olacaktır. Risk çoğalıyor arabaları vermek istemez ve bana fiyatı yüksek söylerler düşüncesi ile şöyle bir teklifte bulundu; Bay Damhi bu pazarlığımızda olursa benim size 150 araba borcum oluyor.Siz bunu muhakkak İngiltere de yaşayan patron Bay George'a soracaksınız.Bu borçlarıma karşılık size İş bankasından teminat mektubu verebilirim.Ama banka mektubu masraflarını siz ödeyeceksiniz.Bay George ile arabaların son fiyatını ve teminat mektup masrafını görüşüp bana cevap verin dedim. Bay Damhi 2 saat sonra gelmemi söyledi ve döndüğümde Bay Damhi beni ayakta ve güler yüzle karşıladı , anladım ki iş oldu.Ömer Bey Bay George ile görüştüm , size de selamları var , iyi düşünsün , fiyatta mutabık kalırsanız 70 arabayı ver,eskiye ve yeniye de teminat mektubu alma dedi.Arabaları 21.000 Liradan ortalama 6 ay , 9 ay , 12 ay vadeli olarak çeklerini verdim.Bu pazarlığa diğer hiçbir bayinin aklı ermedi.Hatta beraber çalıştığımız oğlum ve damadımda baba çok büyük riske girdin inşallah batmayız dedi.5 araba alıp karadan Samsuna götürdüm.Ertesi gün Hürriyet Gazetesinin Türkiye nüshasında şöyle bir ilan verdim:Samsun Derindereler de çift kabinli arazili Toyota pick-up'lar hiç peşinatsız 15 ay vade ile.Ertesi gün telefonlar çalmaya başlar.Hiç peşinsiz 15 ay sabit taksit 45.000 Lira. Erzurum,Kars, Van ,Yüksekova ve Diyarbakır'dan sipariş gelir, satışlara başlarız, Özellikle Fethiye'den gelen telefon ilginçtir.Arayan kişi eczacı Selahattin Öztürk'tür ve araç istemektedir , Ömer Derindere ile dostlukları hala devam etmektedir. Daha önce aracı görmediğinden , aracın kendisine getirilmesini, beğenirse aracı alacağını söylemektedir.Üstelik iki arkadaşı daha araç almayı düşünmektedir. Hanımını ve kızını da alıp araçla birlikte Fethiye'ye gider Ömer Derindere .Eczacı aracı beğenir.Hiç peşinsiz 15 ay vadeli ve 45.000 Lira'ya alır.Bu arabayı ne yapacağını sorduğumda eczacı aynı zamanda arsa ve arazi satışı da yapmaktadır.Ömer Bey müşteriyi arabaya alıyorum, dağın eteğinde kalıyoruz, yayladaki arsaya yürüyerek çıkıyoruz.Ne müşteride ne bende hal kalıyor, ben şimdi bu araba ile müşteriyi dağın başındaki arsaya kadar çıkaracağım,işi bitireceğim der.Diğer arkadaşlarını çağırmadan kendisine şöyle dedim:Selahattin Öztürk bey ben size bu arabayı mülkiyet muhafaza kaydı koymadan vereceğim.Yalnız diğer müşterileri tanımadığım için mülkiyet koyacağım ve onların fiyatını da 50.00 Lira yapabileceğim.Ertesi gün iki müşteriye de araçları 50.000 Liradan satar. Samsundan telefonla iki araba daha ister, üçüncü gün 2. ve 3. arabada teslim edilir.Senetler cebe konur, bir araba ile çıktığı Fethiye yolculuğuna 3 araba satarak 6 araba değerinde çek ve senedini alır, akşam keyifle otobüsle İstanbul'a döner ve bu arabalar 2 ay içerisinde yaklaşık aynı fiyatlarda satışını gerçekleştirir, 1 Lira da parasını batırmaz.
Toyota'nın plazaları İstanbul'da konuşulmaya başlandığında Anadolu'da inşa edilen ilk Plaza Ömer Derindere'ye aittir.1994 yılı ise geç kalınmış olmasına rağmen İstanbul'a gelişin tarihidir. Önce Zeytinburnu'nda sonra da Kartal'da iki plaza daha Derindere ismiyle yükselir. Bugün ulaştığı nokta itibari ile Samsun, Zeytinburnu ve Kartal'da üç adet Toyota Plaza ve filo kiralama sektöründe DRD Derindere Filo Kiralama adıyla faaliyet göstermekte ve 450 kişilik bir istihdamı ortaya koymaktadır.
Ömer Derindere rahatsızlığı nedeniyle işlerini oğlu Özkan Derindere'ye 1990'da bırakır.Yarım bıraktığı eğitim hayatının öneminin bilincinde olan Ömer Derindere, 1990 yılından itibaren Osmancık'taki öğrencilere burs vermeye başlar.2009 yılı itibari ile bu sayı 768 mezunun yanı sıra 883 bursiyere ulaşmıştır.
2002 yılında Osmancık`ta 10.000 m2 arsa üzerinde 2500 m2 zemin ve 2500 m2 birinci kat olmak üzere 5000 m2 kapalı alan üzerine bir bina yaptırarak Yüksek Öğretim Kuruluna (YÖK) devredilmiştir ve bu okula yapılan törenle Hitit Üniversitesi Osmancık Ömer Derindere Meslek Yüksekokulu adı verilmiştir. Bunun yanı sıra 2009 yılında Tarım Bakanı Sayın Mehdi Eker'in de katılımı ile 12 derslikli Osmancık Ömer Derindere Anadolu Öğretmen Lisesi eğitim-öğretim hayatına başlamıştır.Ayrıca Osmancık Ömer Derindere Anadolu Öğretmen Lisesine bağlı 34 odalı, 130 kız öğrenci kapasiteli Osmancık Ömer Derindere Anadolu Öğretmen Lisesi Kız Öğrenci Pansiyonu 2010 yılı Mart ayı içerisinde faaliyete geçecektir.
Eşi Tülay Derindere , oğlu Özkan Derindere , kızı Öznur Tuksal Derindere, ve beş torunu ile huzurlu bir şekilde yaşayan Ömer Derindere, 40 yılını verdiği otomotiv sektörünün yıkılmaz çınarlarından biri olarak yaşamaktadır.